Earn free bitcoin
MERAKLI KURTCUK - SOSYALPROBLEMLER
SOSYAL PROBLEMLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SOSYAL PROBLEMLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2015 Salı

SAĞLIKTA ŞİDDET




          Son yıllarda yeni bir sorunumuz daha oldu! Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet .... Sağlık çalışanların hastahanelerde ,sağlık ocaklarında,acil servislerde zaman zaman şiddet görüntüleri ile karşılaşıyoruz.

  Bu olaylar acaba toplum olarak tahammülsüz olduğumuzun bir göstergesi mi? Sağlık çalışanlarının işleri gerçekten çok zor kolay değil insanla ,insan hayatıyla uğraşmak.Hasta olduğumuzda ilk başvurduğumuz insanlara yapılan bu davranışları sağlık çalışanlarının hak etmediğini düşünmekteyim. Ülkemizde gerçekten hasta başına düşen doktor yetersiz. Doktorların her hastaya en az yarım saatlerini ayırması gerekirken günümüzde sadece beş dakika ayırabiliyorlar.Günde ortalama doksan veya yüz hastaya bakmak zorunda kalıyorlar. Bu durum hem doktorları hemde hasta ve hasta yakınları arasında gerginlikler oluşmasına neden oluyor. Biz millet olarak beklemeyi sevmeyiz işimizin hemen görülmesini isteriz. Beklememek uğruna sıradaki insanların haklarını gasp ederek önlerine geçmeye çalışır ; kavga gürültü çıkarırız. Kendimize yapıldığında çok kızdığımız şeyleri başkalarına yaparız.Sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalmalarının bir diğer nedeni ise hasta yakınları hastanın yakınları hastasının durumunun diğer hastalarda acil olduğuna inanır.Ve sağlık çalışanları üzerinde baskı kurmak ister. SEN BENİM KİM OLDUĞUMU  BİLİYORMUSUN' la başlayan cümlelerle emir kipleriyle devam eden cümleler maalesef şiddetle sonuçlanır çoğu zaman.

  Acil servislere bir bakalım dünyanın hangi ülkesinde acil servislerde bu kadar çok güvenlik görevlisi vardır?

Bu şiddet olaylarının önüne geçmezsek daha çok canlar yanacak .Hükümet gerekli yasal düzenlemelerle bu olayların önüne geçmelidir. Sağlık sektörü tekrar incelenip personel açıkları kapatılmalıdır. Alınacak önlemlerin aslında en başında eğitim geliyor.İnsanlarımıza toplum bilincini yeteri kadar aşılarsak hem toplum olarak daha anlayışlı hem birbirimize daha saygılı olan insanlardan oluşan bir toplum haline gelebiliriz.



   
      

11 Mayıs 2015 Pazartesi

ZAMANE ÇOCUKLARI BİR BAŞKA






               Gazeteleri okurken zamanımız çocukları hakkında bir istatistik dikkatimi çekti. Bu istatistik çocuklarımızın çocuk oyunları yerine  sosyal medyayı tercih ettiklerini açık şekilde ortaya koyuyor. Yapılan araştırmanın rakamları gerçekten çok çarpıcı:

6-15 yaş aralığındaki çocukların sosyal medya kullanım oranı: %53,5
Sosyal medyayı kullanan erkek çocukların oranı: 57,8
Sosyal medyayı kullanan kız çocukların oranı: 48,4

             Bu oranlarda gösteriyor ki çocuklarımız tabletlere,akıllı telefonlara ve bilgisayarların esiri olmaya başlamış.Eskiden bizler sokaklarda koşar,oynar,düşerdik kalkardık.Şimdi çocuklar apartman dairelerine sıkışmış olarak yaşıyorlar.Seyrettikleri çizgi filmlerdeki kahramanlar gibi olmak onlar gibi yaşamak istiyorlar.Çizgi filmlerde bizim zamanımızdaki gibi masum değiller.Savaşan kahramanlar var şimdi.

             Her ne kadar zaman değişti ,sokaklar eskisi gibi güvenli değil desekte onlara popüler kültüre alıştıran bizleriz.Ağır hayat şartlarında biz ebeveynler çocuklarımıza ne kadar zaman ayırabiliyoruz? Belkide ayırıyor gibi yapıyoruz.Hafta sonu gelince tutuyoruz ellerinden herhangi bir Avm'nin çocuk bölümüne oyuncaklarla vakit geçirmesini sağlıyoruz.Zaten kapalı ev ortamında olan çocuklarımız haftasonuda Avm'lerin kapalı ortamında eğlenmeye çalışıyor.Çocuklarımızı açık alanlara götürelim düşmeyi kalkmayı, öğrensinler,Yaz geliyor etrafınıza bir akın kaç tane çocuğun dizinde dirseklerinde yaralar var? Bizim zamanımızda sokaktaki çocukların hepsinde bu yaralar vardı.Çocuklarınıza doğayı anlatın onlara kuşların böceklerin isimlerini öğretin. Çocuklarınızın duvarlarını yıkın hayatı tabletler, pc oyunları olmasın,Kitap olsun sevgi olsun hayatı.Şimdiki çocuklar sanki bir yetişkin gibi konuşuyorlar.Aile içi iletişimleri bizim zamanımıza göre daha az , arkadaşlıkları sanal ve mekanik hale geldi.Gerçek arkadaşlığın tadını okula başlayınca alıyorlar.Paylaşma duygularıda sonradan gelişiyor şimdiki çocukların ama çocuklar salçalı ekmeğini değil oyun sürümlerini ,oyun hilelerini paylaşıyorlar.Çocuklarımızın mekanikleşmesine izin vermeyelim.

           Anneler-babalar tüm hayat şartlarına rağmen çocuklarınızı sanal dünyadan çıkarın onları reel hayatla tanıştırın onlar sizlerin geleceğidir.









8 Mayıs 2015 Cuma

GÜLE GÜLE BÜYÜK USTA............







               Çocukluğumdan beri severek takip ettiğim komedi ustalarından biriydi ZEKİ ALASYA. Türk sinemasının bence büyük birkaç büyük sanatçılarındandı. Metin Akpınar'la birlikte oynadıkları filmler, tiyatrolar hem bizlere hem genç sanatçılara ilham kaynağı oldu.Unutulmaz devekuşu kabare ekibiyle yaptıkları Türk kabare tarihinin en üstünde yer alıyor halen. Nice sanatçıyı devekuşu
kabare'den çıkarmışlardır. çeşitli projelerle evimize konuk olan Zeki Alasya içimizden biri gibi gelirdi bizlere. Çünkü yapmacık değildi halkla iç içeydi hep. Tiyatroya,sinemaya aşıktı.Büyük ustaları teker teker kaybediyoruz. Ancak onları yaptıklarıyla bıraktıkları eserlerle gelecek nesillerimize de ışık tutmaya devam edecekler.

Seni çok özleyeceğiz.......

Mekanın cennet olsun büyük usta.........



5 Mayıs 2015 Salı

HIZIR İLE İLYAS'IN BULUŞMASI... (HIDIRELLEZ)






                                  Hıdırellez Hızır ve İlyas peygamberin yeryüzünde buluştuğu kabul edilen tarihtir. 5 mayıs gecesi başlar ertesi günün ikindi vaktine kadar devam eder. Baharın başlangıcını Hızır'ın bereket bolluk bereket getireceğine inanılır.
5 mayıs akşamı insanlar dileklerini asarlar, dualar edip bereket dilerler.Hızır ve İlyas peygamberin su kaynakları ve kırlıkta buluştuğu varsayıldığından kutlamalar ağaçlık alanlarda,türbe yanlarında yapılır.Böyle yerlere ''HIDIRLIK'' da denir.


HIDIRELLEZ GECESİ BEREKET İÇİN NELER YAPILIR :

* Hızır'ın bereket getirmesi için yiyecek kaplarının,erzak keselerinin ağzı açık bırakılır.
* Ev,bağ-bahçe ,araba isteyenlerin isteklerini küçük kağıtlara yazıp gülün dallarına kırmızı kurdaleyle bağlanır.
* Hıdırellezde ateş yakılır.Yakılan ateşin üstünden atlamanın anlamı nazar ve hastalıklardan kurtulmak içindir.
* Hıdırellez sabahı erkenden evlerin kapıları bereket dolsun diye açılır.
* Genç kızlar için hazırlanan sandıkların kapakları bereket dolsun ve genç kızlarımız iyi bir evlilik yapsın diye açılır.
* Anadolu'nun bazı yörelerinde gençler birbirlerine mani söylerler.



ERKEK :
Erkek Gökte yıldız bir sıra
Sarılmış mor mintana
Benim gibi kul gerek

Senin gibi sultana.



KADIN :
Kız Gökte yıldız bir sıra
Sırma ördüm mintana
Senin gibi er lazım
Benim gibi sultana

4 Mayıs 2015 Pazartesi

BİR ÜLKE VARDI ?



                       







               Bir ülke vardı dostlar hatırlarmısınız bilmem.  1919-1923 yılları arasında tüm dünya önünde ayağa kalktığı bir ülke...... Adeta küllerinden doğan bir ülke..Ayağa kalkan ben daha ölmedim diyen nice toplumu şaşkınlık içinde bırakan ülke..O ülkenin insanları açlıkta da toklukda  berarberdi.

Peki ne oldu o ülkeye?

         O ülkede bir kimse dara düştüğünde tüm dostları,akrabaları ve tüm mahalle koşardı derdine ; şimdiki gibi aynı apartmanda oturup da birbirini tanımamazlık yoktu. Düğünlerde sevinç , cenazelerde keder beraberdi. Küçüğün büyüğe saygısından bacak bacak üstüne bile atamadığı , şimdiki, gibi büyüğün neredeyse hiçe sayıldığı bir ortam  yoktu. Babayla bir oturulan akşam yemekleri aile büyükleri yemeğe başlamadan yemeğe başlamak yoktu. Televizyon tek kanaldı ne varsa o izlenirdi. ancak toplumun ahlak değerlerinide koruyan programlar vardı. Magazin  programları,saçma sapan diziler , birbirinin arkasından dedikodu yaparak prim yaptıran yarışma programları da yoktu.Baba ve anne bir kere baktımı anlardı çocuk yokluğu şu an için isteğinin olamayacağını ; şimdiki gibi doyumsuz da değillerdi çocuklar. Bayramdan bayrama alınırdı ayakkabı ve yeni giyisiler onlar alındı mı yastığın altına koyup yatılırdı. Bir numara büyüktü hep ayakkabılar nede olsa seneye de giyilecekti. Şimdiki gibi doyumsuz değillerdi bir lastik topla bir  iple mutlu oluyorlardı.Bayramlar vardı ; büyüklere ziyarete gidilen ..Bayramlar tatil yapmak için fırsat değildi onlar için. Öyle adım başı AVM falan yoktu. Bakkal Necati ,kasap Yusuf ,manav Ahmet vardı. Aynı işi yapan iki esnaf varsa siftah yapmayana gönderilirdi müşteri.Oralardan alış veriş yapılır para yoksa deftere yazılır ay başında ödenirdi.Sözün senet olduğu yıllardı o yıllar.Aşıklar utanırdı ulu orta bibirlerinin elini tutmaya. Onlar avmlerde değil muhallebicide veya pastahanede buluşurlardı.Latte,Americano,mocca içmezlerdi. Yaz aylarıysa limonata veya gazoz kış aylarında ise sa
lep ve çay içilirdi.O zamanlar chesecake'ler ,kreplerde yoktu. Muhallebiler,çikolatalı meyveli pastalar yenirdi. Tiyatroya,sinemalara gidilirdi.İnternet denen şey yoktu ki indirip seyretsin. Yazlık sinemalarda çekirdek,frigo yemek büyük zevkti. O zaman diyet falanda pek azdı çünkü insanlar haraket ediyordu.Alışverişlerini tıklayarak değil yürüyerek görerek yapıyorlardı.Şimdiki gibi bollukta yoktu; ancak huzur vardı.Kapıya kilit vurmadan sadece sandalyesini ters koyarak giderdi esnaf cumaya.. Müslümanı, gayri müslimi aynı mahallede yaşardı.Birbirlerinin kutsal bayramlarını kutlarlar dinsel ayrımcılık yapmazlardı.Türkü, kürdü,lazı ,çerkezi ,alevisi,sünnisi hep birlikte yaşarlardı.Bilirlerdi ki insan olmak adam gibi adam olmak dine ,mezhebe ırka bakmazdı.İnsan olmanın yürek ve gönül işi olduğunun farkındaydı onlar.Temiz siyasette vardı o dönemde elbette herkesin aynı görüşte olamayacağını biliyorlar, birbirlerine hakaret etmiyorlardı; çünkü onlar biliyorlardı Mlletin-Vekili olduklarını .

Ya şimdi.....??????



2 Mayıs 2015 Cumartesi

YUNUS EMRE






 



                Hoşgörü kültürümüzün mihenk taşlarından olan YUNUS EMRE 1308 -1320 yılları arasında yaşamıştur. En bilinen eseri Risalet-Nüssiye' yi bırakmıştır. Şiirlerinde ve beyitlerinde sevgi ve hoşgörüyü anlatmıştır. 1991 yılı UNESCO tarafından YUNUS EMRE sevgi yılı ilan edilmiştir. Beni etkileyen birkaç sözünü silere yazmak isterim.

'' YARADILANI HOŞGÖR YADANDAN ÖTÜRÜ''



''ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM''


'' BANA ZEHİR SUNANIN BAL OLSUN AŞI''


''BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL YETMİŞ İKİ MİLLET DAHİ ELİN YÜZÜN YUMAZ DEĞİL''




29 Nisan 2015 Çarşamba

TV'LERDEKİ DİZİ ÇILGINLIĞI



             
             





                        Televizyon dizileri son yıllarda tv kanallarını ve toplumumuzu esir almış durumda olduğunu görüyoruz. İnsanlar dizileri soluk almadan takip etmeye başladı.Dizi izleyenler ertesi gün kendi aralarında yayınlanan bölümün kritiğini yapıyor hatta o oynayan karakterlere nefretini veya sevgisini olayı yaşıyormuşcasına birbirlerine anlatır hale geldi.

             Diziler hayatımızın o kadar içine girdi ki ölen dizi karakteri için gıyabında cenaze namazı kılan bir kesim bile var. İnsanlarımız hayatlarında yaşadıkları sıkıntıları dizileri seyrederken unutuyor onlara bir tür terapi halini alıyor. Peki bu ne kadar doğru?

              Televizyon sahipleri  dizileri bulunmaz birer nimet olarak görüyor. Toplum psikolojisi veya toplumun ahlak ve manevi değerleri bakımdan dejenere olmasıyla çok da ilgilenmiyorlar  . Özel tv patronlarının dizilerin çokluğunu arz talep dengesi olarak açıklıyorlar. Haksız da değiller Türkiye'de tv reklamlarının %60'dan fazlası tv'lere veriliyor.Dizilerde reklam gelirlerinde en ön sırayı almakta. Bu verilere göre diziler ve tekrarları kanallar için ciddi gelir kaynağı oluşturmaktadır. Ülkemizde dizi sektöründe 1 milyar TL'lik bir ekonomiye ulaştı. Bu büyük pastadan kanallar ve yapım şirketleri pay kapmak için çeşitli projeler hazırlıyorlar. Fakat görüyoruz ki artık ellerinde işleyecek konular tükenmeye başladı yeni dönem diziler ya yurt dışından uyarlama yada romanların diziye uyarlanmış hali. 

            Bir diğer konuda tv dizilerdeki lüks yaşam tarzları çarpık aile ilişkileri toplumu özellikle gençleri olumsuz etkiliyor.Bu tarz dizilerimizin bazıları yurt dışına ihraç ediliyor ve satın alan ülkelerde ülkemizin imajını  olumsuz etkiliyor. ülkemizdeki yaşantının dizilerdeki gibi lüks olduğunu zanneden yabancı ülke vatandaşları var.

           Bu durumun düzelmesi için toplum olarak daha bilinçlenmeli kaliteli program ve diziler için bu tür yayınları seyretmeyerek program düzeyini yukarı çekmeliyiz.

           
       
            
   
                

                 


25 Nisan 2015 Cumartesi

MİNİK EFE VE TÜRKİYE'DEKİ ÇOCUK İŞÇİLER



         







      Yukarıdaki fotoğraflar 23 Nisan 2015 tarihinde Adana'da kutlamalar sırasında çekildi. İsmi EFE 7 yaşında  yaşıtları bayramlarını kutlarken minik EFE protokole ve çevredekilere tanesi 5 liradan bayrak satmaya çalışıyor. Önce protokolün önüne çıkan EFE bayrak satmaya çalıştı;yalnız protokolden bayrak satın alan olmadı. Daha sonra kendi yaşıtlarını önünden geçtiğini gören minik EFE bir an duraksadı ve burukluğu her halinden belliydi. Efe ilkokula gittiğini ,okuldan sonra davul ve bandaj sattığını  bayram olduğu içinde bayrak satmaya söylüyor gazetecilere.Minik EFE'nin fotoğraflarını görünce çocuk işçilerin ülkemizdeki durumunu yazmak istedim.


                                            TÜRKİYE'DEKİ ÇOCUK İŞÇİLER



             Dünyada çocuk işçiler işçiliği için en kötü sayılan 15 alan bulunmaktadır. Fakat Türkiye'de üç en kötü alan bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlar aşağıdaki gibidir

    a) Mevsimlik işçiler
    b) Küçük ve orta sanayi işletmeleri
    c) sokakta çalışan çocuklar


          Ülkemizde çocuk işçilerin sayısı 1992'de 1 milyon 700 bin  iken şu an çocuk işçilerin sayısı 960 binlere kadar düşse de ülkemiz için azımsanmayacak bir rakamdır. Çocuk işçilerin sayısının düşmesinde en etkili olan sebep 8 yıllık temel eğitimin zorunlu olmasıdır. Ancak uzmanlar 12 yıllık ilk ve orta eğitimin 12 yılının zorun olmasını daha sonra yeteneklerine göre çocukların meslek edinmesinin bu sayıları daha da aşağıya çekeceğini belirtiyorlar. Çocukları çalışmaya iten başlıca nedenlerinden bazıları şunlardır:

a) Geçim sıkıntısı
b) Toplumsal normlar
c) Ailede yaşanan olumsuzluklar

Geçim sıkıntısı : Ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı durumlarda çocuklarda ebeveynlere katkıda bulunmak için çalışmaya itilirler. Bu tür ailelerde çocuklar hayatla erken tanışır eğitim hayatları yarım kalır. Çocuk küçük yaşta hayatın ağır şartlarına göğüs germek zorundadırlar.

Toplumsal normlar : Ülkemizde maalesef aşamadığımız bir düşünce var. Okulda başarısız olan çocuklarını aileler meslek sahibi olsunlar diye sanayiye çırak olarak verilir. Oysa okulda başarısızlığın nedenini araştırmak hangi derse hangi mesleğe yatkınlığını tespit etmek ne toplum yapısı olarak hem eğitim sistemimizin yapısında maalesef bulunmamaktadır.

Ailede yaşanan olumsuzluklar : Aile hayatları düzgün giderken bazı aileler  gerek maddi yönden gerekse doğal (deprem,sel,yangın) yollarda yaşam şartları olumsuz yönde değişir.Bu durumlarda da bazı ailelerin çocukları ailelerine maddi atkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalıyor veya çalışmaya zorlanıyorlar.

Maalesef çocuk işçilerimizin çoğu sağlıksız koşullarda veya iş güvenliği olmayan yerlerde veya sokaklarda çalışıyorlar.Sokakta çalışan çocuklar bir çok tehlikenin de tehditi altındalar. Bir çoğu uyuşturucu ve fuhuşun içine sürüklenmektedir.

Devletimize ve ailelerimize büyük sorumluluk düşmektedir.Devlet bu çocuklarla ilgili kanunlar düzenlemeli ve uygulamaları denetlemelidir.Aileler öncelikle okumalarına teşvik etmeli çalışması gerekiyorsa iş yerinde takip etmelidir.
 

           
             

23 Nisan 2015 Perşembe

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı (İnternationales kinderfest)




                   
   

        Bir lider düşünün hayatı savaştan savaşa koşmakla geçmiş imparatorluğun artık sadece adının olduğu dönemde bir halkı küllerinden tekrar doğmasını sağlamış ; zekası ile tüm dünyayı kendine hayran bırakmış bir lider. O büyük lider MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 'dü. Samsuna çıkarak Anadolu'ya geçmiş Sivas ve Erzurum kongreleri yapılmış halk büyük direniş ve büyük kurtuluş savaşı için örgütlenmişti.Ancak İstanbul'da bulunan Osmanlı'nın işgal devletlerinin baskısı altında bulunan padişahlık sistemi gücünü halktan alan bu kurtuluş savaşının düşüncesine ters düşüyordu.

         Halkın tüm kesimlerinin bir çatı altında toplanacağı birlikte karar alıp uygulanacağı bir meclis gerekiyordu. 23 Nisan 1920 'de büyük önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK önderliğinde ilk meclis kurulmuştu. Bu meclisle birlikte saltanattan milli egemenliğin hakim olduğu gücünü halktan alan bir yönetim benimsemişti. Üç yıl sonra meclis 29 Ekim 1923 tarihinde yönetim şeklini CUMHURİYET'le taçlandırmıştı.

        Ulu önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 23 Nisan 1920 tarihini ULUSAL EGEMENLİK  günü ilan etmiş ; daha sonra ileride yönetimlerde söz sahibi olarak gördüğü çocuklara armağan etmiştir.





        Bu bayram dünya da ilk çocuk bayramı olan 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI zamanla uluslararası bir şenliğe dönüştürülerek tüm dünya çocuklarının ülkemize gelip tanınmasını ve tüm dünya çocuklarının birbiri ile kaynaşmasına vesile olmuştur.

          Bu bayram dünya barışına da katkı sağlayarak geleceğin halklarını oluşturacak çocukların kaynaştıracak bir bayramdır. Eğer bu amaca ulaşabilirsek büyük liderimizin tüm dünyaya mal olmuş olan  '' YURTTA SULH CİHANDA SULH '' sözüde gerçek anlamda hayat bulacaktır.
     

20 Nisan 2015 Pazartesi

ÇOCUK GELİNLER



                       
                          

                   



                                 Ülkemizde zaman zaman medyada çıkan haberlerle gündeme gelen çocuk yaşta evlilikler toplumumuz için oldukça önemli ve acı veren bir problemdir.

                     Uluslararası belgelere göre on sekiz yaşının altında yapılan evliliklere çocuk evliliği her evlenen kıza ise çocuk gelin denir. Çocuk yaşta evlililiğin başlıca nedenleri arasında geçim sıkıntısı , aile içi cinsel taciz, evlilik dışı hamilelikler ve töreler gelmektedir. Ülkemizin de içinde bulunduğu Avrupa ülkeleri arasında yapılan araştırmaya göre çocuk yaştaki evliliklerde %17' lik oranıyla Gürcistan'ın ardından %14'lük oranıyla Türkiye ve %10'luk oranıyla Ukrayna gelmektedir. Türkiye'de 18 yaş altı evlenme oranı erkeklerde %6,9 kızlarda %31,7 'dir. Bu evliliklerin %16,9 'u şehirlerde % 24,6'lık kısmı kırsal bölgelerde yaşanıyor. TUİK verileri dahada çarpıcı verilere göre evli kız çocuğu sayısı erkek çocuklarına göre 14 kat fazla olduğunu göstermektedir. Birleşmiş Milletlerin yaptığı diğer araştırmasına görede küçük yaşta evliliklerin ülkelerin gelişmiş ve ekonomik durumlarıyla doğru orantılı olduklarını göstermektedir.

                   Yukarıdaki istatistiklerden de anlaşılacağı üzere küçük yaşta evlilikler hala ülkemiz için önemli bir sorun olarak durmaktadır. Çoğu geçim sıkıntısında olan çok çocuklu aileler kızlarını ya para ile satmakta yada biran evvel evlendirerek maddi olarak rahatlayacaklarını sanmaktadırlar. Kızlarımız bir eşya gibi kendinden çok büyük kimselerle zorla evlendiriliyor. Bu evliliklerin çoğunda da  şiddet görülüyor. Bu tür evliliklerin sonlandırılması için büyük iş devletimize düşüyor. Devletimizin bu tür evliliklerin önlenmesi adına katı müeyyideler getirmeli toplumun eğitim ve refah düzeyini yukarılara çekmesi gerekiyor.

              Bu sorunu bitirebilirsek birçok kızımızı topluma kazandırmış ve çocukluklarını çocuk gibi geçirmelerine  yardımcı oluruz.      
         

15 Nisan 2015 Çarşamba

ERMENİ LOBİSİ



           



         
              
                 Soykırım saçmalığının tekrar gündeme geldiği şu günlerde ermeni lobisinin ne kadar etkili olduğunu bir kez daha gördük. Ermeni lobisi başta ABD olmak üzere Avrupa'da da ermeni lobisinin faaliyetlerini hızla devam ettirdiğini görüyoruz. Maalesef ülke olarak lobi faaliyetlerinde çok başarılı değiliz .Ermenilerin aslında kendilerinin AZERBAYCAN HOCALI' da  yaptıkları tam bir vahşettir orada hamile kadınlar ve çocuklar dahil herkesi hunharca katlettiler ;Ancak bu lobilerin baskısından dolayı dünya sadece seyredip kınamayla geçiştirdi.


          ABD'de ve AVRUPA'DA etkili olan üç lobi vardır.Bunlar ERMENİ ,RUM ,YAHUDİ lobileridir.Özellikle ABD'de bu lobiler medya,sanat,finans alanlarında etkililer. Amerikan temsilciler meclisinde siyasiler  her yıl soykırımı tanınması üzere  tasarıyı meclise sunuyor. Bu siyasiler seçim zamanları kendi kampanyalarına yüklü bağış yapan ve toplatan ermeni lobisi bu siyasetçilere istediklerini yaptırıyorlar. Ermeni lobi faaliyetleri ABD senatosunda 1970' li yıllardan itibaren ağırlığını hissettirmeye başlamıştır.

ABD’de Lobi Faaliyeti gösteren kuruluşlar:



Bu kuruluşlar , 1984 yılında Amerika Ermeni Asamblesi (Armenian Assemly of America: AAA) adıyla bir çatı altında toplanıp bir lobi kurumu olarak etkili bir çalışma yürütmeye başlamışlardır. Amerika Ermeni Asamblesi (AAA)'nın yanı sıra Ermeni Milli Komitesi (Armenian National Committee) adlı kuruluş, Armenian National Committee, Washington. D.C. (ANC), Armenian National Committee, Western Region (ANC-WR), Armenian National Committee, Eastern Region (ANC-ER) olarak faaliyet göstermektedir. Partizan lobi faaliyeti yürüten diğer kuruluşlar arasında; Ermeni Devrim Federasyonu (Armenian Revolutionary Federation (ARF)), Doğu Amerika Hınçak Sosyal Demokrat Partisi (Hunchakian Social Democratic Party of Eastern USA), Milli Ermeni Amerikan Cumhuriyet Meclisi (National Armenian American Republican Council (NAARC)) gösterilebilir.




        Ermeni lobisi son olarak Papa'ya soykırım sözünü söyletmeyi başardı.Ermenilerin bu saçma iddialarını çürütecek akademik , siyasal ve finansal yönden çalışmalarımızı güçlü bir dış politikayla birlikte güçlendirmeliyiz. 





               

13 Nisan 2015 Pazartesi

TERÖRLE YAŞAMAK



                               
                                             


              Uzun süredir ülkemiz terör belasıyla uğraşıyor. Terörün bitirilememesinin nedenleri arasında siyasal kararlılık,rant ve yabancı ülkelerin terör örgütüne dolaylı yoldan yardımlarını gösterebiliriz.Terörü bitirmenin sadece silahlı mücadele ile olamayacağını acı tecrübelerle test ettik.Çok sayıda şehitler verdik;sivil vatandaşlarımız zarar görüp yaşadıkları yerlerden göçmek zorunda kaldılar.

          Terör konusunda hükümetler siyasi kararlılıkların zayıf olması ve takınılan yanlış politikalar yüzünden bu illetin bu zamana kadar uzamasına sebep oldu. Aslında yapılması gereken silahlı mücadele yanında bölgeyi ekonomik ve sosyal olarak geliştirilmesiydi. Ekonomik olarak bölge zayıf kalınca terör örgütünün hareket kabiliyeti açısından boşluklar oluştu.Terör örgütü başlıca amacı olan devlete karşı güvensizliğe ve halkı paniğe sürüklemeye çalıştılar. Bu bölgelerdeki gençler terör örgütü tarafından  kolay yem olarak görüldü. Buna karşı hükümetler bölgedeki gençlerin önünü açmalı onlara yeteri kadar sosyo ekonomik istihdam sağlamalıdır.Devlet ve özel sektörün bölgedeki yaptığı yatırımlar hızla arttırılmalı gençlerin ve bölge halkının gelecek kaygılarını minumum seviyeye çekmeye çalışılmalıdır. Bölgenin bir diğer sıkıntısı eğitim eğitime devlet maksimum önem vermeli okuma yazma oranlarını yükseltmelidir. Terörden rant sağlayan ülke içinde ve dışında bazı şahıslar tespit edilip gerekli önlemlerle etkisiz hale getirilmeli ve cezalandırılmalıdır. Terör konusunda toplum sonuna kadar tek bir yumruk gibi olmalı terör

          Bir diğer konu ise yabancı ülkelerin terör örgütlerine maddi ve silah yardımı yapmalarıdır.Bazı ülkeler terör örgütlerine yer mühimmat ve lojistik destekler vermektedir.Terör örgütlerinin yasa dışı yollardan elde ettiği paraları bazı terörü destekleyen ülkelerin finans çevrelerinde paralarını işletip karları ile örgüt ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.Bu ülkeleri devlet olarak tespit edip siyasi baskı ve güçlü bir irade ile bu ülkelerin yardımını kesmelidir.

              Terör konusunda toplum sonuna kadar tek bir yumruk gibi olmalı terör örgütlerinin amaçlarına ulaşmalarına fırsat verilmemelidir.Terör konusunda toplum sonuna kadar tek bir yumruk gibi olmalı terör örgütünün amacına ulaşmasına engel olunmalıdır.

      Devlet vatandaşına vatandaşında devletine inanmasıyla bu olay nihayetine ulaşacaktır...........

     

   


   

     

8 Nisan 2015 Çarşamba

MİLLETVEKİLİ OLMA KILAVUZU !!!!!




                                    MİLLETVEKİLİ OLMA KLAVUZU


                         


        Adından da anlaşılacağı üzere milletvekili seçildiği bölgenin değil tüm milletin vekilidir. Ülkemizde milletvekili şartları anayasamızın 76. maddesine göre aşağıdaki gibidir. 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
25 yaşını doldurmuş olmak,
En az ilköğrenim mezunu olmak,
Askerliğini yapmış olmak,
Kamu hizmetinden yasaklanmamış olmak,
Taksirli suçlar (Kasıtlı olmayan suçlar, trafik kazası vb.)haricinde 1 seneden fazla hapis yatmamış olmak,
Yüz kızartıcı bir hata yapmamış olmak,
Hükümet sırrını açığa vurmamış olmak,
İdeolojik ve anarşik suçlara katılmamak,
Kamu görevlileri için görevlerinden istifa etmiş olmak.

      Yukarıdaki şartlara uyan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı milletvekili olabilir. Ancak yukarıda yazanlar işin prosedür olarak nitelenen kısmıdır. Asıl iş size yakın olan partinize adaylık başvurusu yapmanızda... Ülkemizde siyasi partilerin çoğu adaylık için belli bir ücret talep ediyor. Aday olarak partinize parayı yatırdınız ve aday adayı oldunuz ; geliyor parti içindeki ilişkilerinizi kullanıp (Parti başkanı veya ona yakın kişilerle vb.)  seçim bölgenizde şeçilebilecek sıraya adınızı yazdırmaya. Yaptığınız sıkı kulisler neticesinde seçim bölgenizden şeçilebilecek sırada aday gösterildiniz. Hemen bölgenize gidip seçim çalışmalarınızı başlatmanız gerekir. Öncelikle bölgenizde bir seçim ofisi edinin. Partinizin il veya ilçe başkanlarıyla seçim kampanyalarınız hakkında strateji belirleyin. Stratejinizi belirlediniz seçim vaatlerinizi bölgenizin sorunlarına göre seçtiniz.Sırada bölge esnaflarıyla vatandaşlarla toplu görüşmeler yapmalısınız . Vatandaşların bir kısmı size sempati duyarken bir kısmıda size tepki gösterecektir. Sinirlerinizin sağlam olması gerekir. İmkanınız olursa bölgenizdeki her ilçeye köye gidin vatandaşlarla sohbet edin onları dinliyormuş gibi görünün nasıl olsa seçildikten sonra bir daha oralara gitmeyeceksiniz :)) Seçim vaatlerinizi makul tutun ki yerine getirmenizde bir sonraki seçimde  medyanın diline düşmeyesiniz. :)) Etrafınızda sizi destekleyen insanlar sizin isteklerinizi bu süreçte hemen yerine getirirler tabi bu durum siz seçildikten sonra değişecek ; onların istediklerini siz yerine getirmeye çalışacaksınız. Ve seçim günü geldi sonuçlar lehinize gelişti ; artık milletvekilisiniz... Mazbatanızı alın ve ceylan derisi koltuğunuza yaslanıp makam arabanızın ve imtiyazların keyfini sürün. 

          Nede olsa 4 yıl meclisdesiniz.........

       

23 Mart 2015 Pazartesi

BONZAİ GERÇEĞİ...



                                     

                                   
                                               TÜRKİYE'DE BONZAİ GERÇEĞİ



             Ülkemizde zaman zaman  ölümleriyle gündeme gelen sentetik madde bağımlılığı verileri endişe verici bir hal aldı.
           
              Sentetik uyuşturucuların en yaygın olanı BONZAİ 'dir. TÜİK (Türkiye istatistik kurumu) verileri bu durumun vehametini gözler önüne sermektedir.Araştırmalar bu tür madde kullanımının 11 yaşın altına kadar düştüğünü göstermektedir. Emniyet verilerine göre ise kabusun çok daha vahim olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir. 2010 yılında ülkemizde ilk defa Eskişehir'de yakalanan bonzai 2011'de 26 ilde , 2012 yılında 43 ilde 2013 yılında ise 70 ilde ortaya çıktı. 2014 yılında 554 kg uyuşturucu ele geçirilmiş olmakla beraber bu oran bonzainin ilk görüldüğü günden bugüne yakalanma oranında  %300 artış olduğunu gösteriyor.
         

             Bonzai'de beyni etkileyen ve bağımlılık yapan maddeler bulunmaktadır. Bagımlılık yapan maddenin adı (SK) yani SENTETİK KANNABİONİD'dir. SK'ler Çin ve Hindistan'da labratuar ortamında toz haline getirilip tüm dünyaya bu ülkeler üzerinden yayılır. Bu tozlar çeşitli çözeltiler ile sıvı haline getirilip bitki karışımına püskürtülerek kuruduktan sonra paketlenmektedir.
   
               Maalesef bu maddelere ulaşmak çok kolay hale geldi Bonzai adında şarkılar özendirici videolar sosyal ortamlarda paylaşılır hale geldi. Bu maddelere karşı mücadelede devlet kadar toplumun ve ailelerinde rolü önemli hale geldi. Aile madde bağımlılıkların da mücadele ilk ve en kuvvetli bağdır. Aile ile çocuklar arasındaki sevgi bağı ne kadar güçlü olursa çocuklar mutluluğu başka yerlerde aramayacak ve bu maddelerden uzak kalacaktır.

                Yapılan araştırmalara göre özellikle boşanmış ailelerin çocuklarında otorite zayıflamasına bağlı olarak zamanla bu maddelere eğilimi kolaylaşıyor. Boşanmış da olsalar ebeveynlerin çocuklarının üzerindeki denetimini ve sevgisini eksiltmeden çocuklarını kontrol altında tutmaları gerekir..

               

27 Şubat 2015 Cuma

SANAL ALEMDE YAŞAMAK...





                                             

                                                        SANAL ALEMDE YAŞAMAK...

                                                               (İnternet Bağımlılığı)

             Hayatımızn ayrılmaz bir parçası olmaya başlayan internet aşırı kullanıldığında kişileri kendi sanal dünyasının içine çektiğini görüyoruz. Bu durum  internet bağımlılığını da beraberinde getiriyor.

             Günümüzde rahatsızlık olarak adlandırılan internet bağımlılığı insan beyninin haz alma duygusunun doyumsuz olma halidir. Uzmanlara göre rahatsızlığın görülme yaşı yoktur. Ancak 12-18 yaş aralığı riskin en çok olduğu dönemdir. Bu rahatsızlık erkeklerde kızlara oranla 2-3 kat daha fazla görülür. Araştırmalara göre kızlar internette daha çok okuyarak yada chat programlarında erkekler ise spor ve şiddet oyunları ile vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. İnternet bağımlılığı bulunan kimselerde sosyal fobi ve depreyona girmesini tetikliyor. İnternet bağımlısı olan kimselerin bilgisayar,tabletler,akıllı telefonlarını yanlarından ayırmak istemezler.İnternetleri cihazlarının şarjları bitmişse kendilerini huzursuz ve asabi hissederler.İnternet bağımlılığında bir diğer konu ise ortam bağımlılığıdır. İnternetin sunduğu sanal ortamda kişiler kendi kimliklerini değiştirebiliyor kolaylıkla yalan söyleyebiliyorlar. İnternetin sunduğu bu ortam yalan söylemeyi doğal hale getiriyor. Bu tip insanlarda zamanla kişilik bozukluğuna neden olmakla birlikte internette dolandırıcılık ve aldatma olaylarını arttırıyor. İnternette kaybolan güvensizlik ortamı bir süre sonra sosyal çevreyide etkileyip toplumda güven duygusunun azalmasınada neden olmaktadır.İnternet bağımlısı olan kimseler sosyal hayatlarında da başarılı olamayan insanlar haline gelirler.

             İnternet bağımlılığınında diğer bağımlılıklar gibi tedavisi vardır.Bu tedavinin amacı bağımlıların interneti kullanım sebeblerini araştırmak ;kişilerin  internet başında geçirdiği vakti
azaltmak için kişinin hayatını programlamak ve dışsal kontroller geliştirmektir. Bu tedavi boyunca tedaviye kişinin ailesi ile katılması çok önemlidir.

23 Şubat 2015 Pazartesi

ÖLDÜREN KARTOPU !!!!

                                                     




                                          
                                                   

                                                    ÖLDÜREN KARTOPU  !!!!

       
          

                 Son günlerde toplumumuzun ne kadar tahammülsüz ne kadar hoşgörüden uzak olduğunu bir kez daha üzülerek izledik.

                Camına gelen kartopu yüzünden sinirlenen esnafın şuursuzca bıçakla saldırması sonucunda NUH KÖKLÜ vefat etti.

              Bu olayda gördüğümüz üzere ülkemizde kırılan bir camın bir insan hayatı kadar değeri olmadığını bir kez daha gösterdi. O cam kırıkları bir ocağı bir canı söndürdü.

     Toplumumuz neden bu kadar hoşgörü yoksunu neden bu kadar tahammülsüz oldu? İnsanlar dışarıda dolaşırken,trafikte ufacık bir sebepten kavga edebiliyor insanların canına kast edebiliyor.Toplumumuzda bencillik almış başını gidiyor ; herkes önce ben davasında.. Hiç kimse kendinde suç görmüyor daima başkasında hatayı arıyor. Oysa bizim dinimizde örf ve adetlerimizde hoşgörüyü birbirimize saygıyı öne çıkarıyor. İnsanlarımızın çektikleri maddi sıkıntılar kazanç için verdikleri mücadele onların bu duygularını da körertiyor. Zaman zaman şahit oluyoruz maddi zorluklar içindeki şahışların ailelerini yok ettiklerini. Bu olayları tabi ki sadece maddiyata bağlamak mümkün değil ; toplumuzunda ahlak değerleri açısından düşüş yaşamasıda bir diğer etken. Toplum olarak global dünyadan gelen bazı yenilikleri davranışları almakta başarılı olsak da ; kendi örf , adet ve ahlak değerleri  süzgecinden geçirmede başarılı olamıyoruz. Dışarıdan gelen bu yenilikleri olduğu gibi uyguladığımızda toplumumuza zarar verdiğini göremiyoruz. Oysaki toplumlar arasında benzerlik olsada hiç bir toplumun değerleri aynı değildir. Bu yeniliklere ne karşı durmalı nede hepten yenilikleri doğrudan topluma uyarlamalıyız. Bu tür dengeler korunduğunda hem toplum hem de bireyler açısından daha verimli olacaktır.


                      
      




  
            

21 Şubat 2015 Cumartesi

TEKNOLOJİYE ESİR OLMAK...





                                       


                                             
                                              TEKNOLOJİYE ESİR OLMAK...


                     Dünyada teknoloji hızlı bir şekilde gelişiyor ve hayatımıza giriyor. Bununla beraber bu teknolojiler hayatımızın ayrılmaz birer parçası oluyorlar.


                    Teknoloji alanındaki bu hızlı değişim adeta koşarak ilerliyor. Teknolojinin bu hızlı değişimi süslemeli cazip pazarlama yöntemleriyle  insanlara sunuluyor. Bu cazibeye kapılan bizler en iyisini en son çıkan modeli ve özelliklerdeki almak için çabalıyoruz. Dünyada ve ülkemizde her alanda olduğu gibi teknoloji alanında da hızla tüketiyoruz. Teknolojinin bu gelişimi bizim hayatımıza getirdiği kolaylıkların yanı sıra bizden götürdükleri de var.

                   Teknolojinin hızla gelişmesi hayatımızda birçok kolaylığın yanında bazı beşeri ilişkileri de minimum seviye çekiyor. Şu an geçmiş dönemde telefonsuz bilgisayarsız dönemi bilmeyen bir nesil yetişiyor. Günümüzde beşeri ilişkiler bile teknolojinin gölgesi altında kalıyor.Bir restaurantda ve ya kafe de hepimiz şahit olmuşuzdur; 3 -4 kişi yemek için otururken ellerinde telefon başlar eğik ; telefonlarına baktıklarını veya birbirlerine telefonlarından bir şeyler gösterdiklerini görüyoruz. Bunun yanında son teknolojiye ulaşma istekleri insanların maddi olanaklarının epey zorlanmalarına neden oluyor. Çevremizde görüyoruz küçük yaşlardaki çocukların ellerinde son model akıllı telefonlar ,oyuncak yerine tabletler , bilgisayarlar var. Bu yaşlarda tüketime alışan çocuklar ileride doyumsuz sürekli isteklerde bulunan bireylere dönüşüyorlar. Ayrıca bilgisayar oyunlarının gelişmesi çocuklarımızı içine çekiyor bilgisayar başından kalkmıyorlar. Şiddet içerikli oyunlar çocuklarımıza şiddeti normalleştirip ilerde çocuklarımız için tehlike oluşturuyorlar.

                Yaşamınızı teknolojiye değil ; teknolojiyi yaşamınıza göre kullanmanız dileğiyle.......



            


18 Şubat 2015 Çarşamba

VAHŞETİNİN GERÇEK KATİLİ.....

 



                                ÖZGECAN VAHŞETİNİN GERÇEK KATİLİ.....


        Özgecan vahşetini yapan sadece Ahmet Suphi Altındöken midir ?  Yoksa katil zanlısına yardım eden  BABAsı mı? Şimdi olaya farklı pencereden bakmaya çalışalım.

         Birkaç gündür televizyonlarda gazetelerde katil zanlısının annesinin ve eşinin röportajlarını görüyor ve okuyoruz. Katil zanlısının ailesinin söylediklerini hatırlayalım.


Annesi:

- Babasıda beni dövüyordu. Gidecek yerim yoktu. Beni kemerle , kesici aletlerle dövüyordu. Suphi'nin babasının yanında çalıştığını öğrendiğimde babası ile çalışmasını istemedim. Olayı duyduğumda inanmadım ta ki babasınında olduğunu öğrenene kadar babasının da olduğunu öğrendim o zaman inandım. Benim çocuğumu babası mahvetti..

Eşi: 

- Severek evlendik ancak hayatı bana zehir etti. Sürekli bana şiddet uyguluyordu bir kaç ay önce boşanma davası açtım beni ölümle tehdit etti. Tekrar eve döndüm.


          Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere baba anneye yıllarca şiddet uygulamış bu ortamda büyüyen katil şiddeti eşine de uygulamış. Bu olayda bana göre katilden çok babasının suçu daha büyüktür . Bu olayda bile oğlunun işlediği cinayetten sonra bile emniyete teslim etmek yerine suça ortaklık yapmıştır.

       Bu olayda çocukların rol model aldıkları anne ve babanın ev içindeki davranışlarının önemi bu olayda açıkça ortaya cıkmıştır. Çocuklarımızı yetiştirirken çok dikkatli olmalı çocuklarımızı yetiştirirken yaptığımız hataların ileride nedenli büyük problemlerle karşılacağımızı unutmamalıyız.

         




17 Şubat 2015 Salı

TÜRKİYE'DE MANEVİ DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ

                                 






                             TÜRKİYE'DE MANEVİ DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ


         Toplumumuzda son günlerde yaşanan olayların gösterdiği manevi ve ahlak değerlerimizin çöküşün  başlamış olduğudur.

      Bu çöküşün başladığı ilk nokta aile. Ebeveynlerin çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmemesi çocuklarda bazı değerlerin tam olarak oluşmamasına neden oluyor . İleride toplumda rol üstlenen bu çocuklarda sevgi , hoşgörü ve merhamet duygularındaki eksikliği beşeri ilişkilerine yansıtıyorlar.  Hızlı gelişen teknoloji karşısında bireylerin  yüz yüze değilde sanal dünya üzerinden sürdürdükleri ilişkiler tamamen sıcaklığını kaybeden  ilişkilerde bu yaranın açılmasının bir diğer faktörüdür.Ülkemizdeki yazılı ve görsel basının yayınladığı programların ve yazılarında payı da azımsanamayacak ölçüdedir.Özellikle tv'de yayınlanan lüks hayatı özendirici program ve dizilerin gençler ve çocuklar üzerinde olumsuz etkisi büyük olmaktadır.  Bu yaşamları gören gençler ve çocuklar gördüklerine ulaşma uğruna her yolu tv'de gösterildiği gibi mübah olarak görüyorlar.Toplumda yaşanan insanların birbirini aldatması birbirlerine zarar vermesi ve buna karşı gelen yasal yaptırımların yeterli olmaması insanlarda birbirlerine karşı güvensizliğin büyümesinde rol oynamaktadır.Bu güvensizlik insanların yaşam kalitesinide olumsuz etkilemektedir.

       Bizler üzerimize düşen görevleri birbirimize olan sevgi ve saygıyı geri getiremedikçe bu yıkım büyüklüğü artarak devam edecektir.

   







       


       

16 Şubat 2015 Pazartesi

HAYATININ BAHARINDA SOLAN ÇİÇEKLER....



 

       

           TÜRKİYE'DE HAYATININ BAHARINDA SOLAN ÇİÇEKLER....

                  Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetler giderek artıyor.Sizlerle kadına karşı şiddet tecavüz ve cinayetlerin istatistliklerini paylaşmak istedim.....


Türkiye'de kadın cinayetlerinin bölgelere göre dağılımı:

1. Marmara bölgesi

2. Ege ve Akdeniz bölgesi

3. Diğer bölgeler


Ülke genelinde evlenmiş kadınların şiddet yüzdeleri...

% 39 Fiziksel şiddet

% 15 Cinsel şiddet

% 44 Duygusal şiddet

Her 10 kadından 1'i gebeliği döneminde fiziksel şiddete maruz kalıyor..


KADIN CİNAYETLERİNE AİT RAKAMLAR:

2009 - 105

2010 - 165

2011 - 121

2012 - 135

2013 - 214

2014 - 247  Kadın hayatını kaybetti..

 2013 yılı  Şiddet  Rakamları

214 - Kadın öldürüldü

167 - tecavüz vakası

241 - kadına şiddet





Related Posts with Thumbnails