Earn free bitcoin
MERAKLI KURTCUK - SOSYALPROBLEMLER

13 Mayıs 2015 Çarşamba

TAYLAN AİLESİ-1




              Taylan ailesi İstanbul'un köklü ailelerinden biriydi.Çevrelerinde mütevazi , sevecen yardım etmeyi seven bir aile olarak tanınıyordu.Ayşegül,Nazan,Serap,Selim ve Yeliz adlarında beş çocuğu vardı.

AYŞEGÜL: Henüz yirmili yaşların başında evlenmiş. üç çocuk annesi bir kadındır.Ayşegül kardeşlerin en büyüğü tüm kardeşlerine ablalık yapmaya çalışan ,fedakar anaç bir yapısı vardı.Çevresindekilerce de kimseyi kırmamaya çalışan herkesin işine yardım eden bir kadın olarak bilinirdi. Hayattan tam olarak istediklerini alamamışsa da hayata hep pozitif bakmaya çalışan biriydi.

NAZAN: Nazan hayatı boyunca kendine evine adamış diğer kardeşlere göre daha sessiz ve içine kapanık bir kadındır.Evliliği tam olarak iyi gitmese de çocukların hatırına evliliğini sürdürmüş ancak bu hayat onun ruhunun derinliklerinde yaralara neden olmuştur.

SERAP: Orta yaşlarda evlenmiş çocuklarını ve ailesini hep önde tutan ailenin birleştirici toparlayıcı gücü olmuştur. Ailede kimin derdi olsa önce onu arar ona anlatır. Oda herkesi sabırla dinler çözüm yolları bulmaya çalışırdı.Çocukları onun için herşeydir. Tüm ailenin girişimci ruhudur.Onlarla yeri geldiğinde arkadaş yeri geldiğinde annedir.Tüm eforunu hem kendi ailesine hemde ailenin diğer fertlerine harcar harcadıkça da mutluluğu gözlerinde okunurdu.

SELİM: Ailenin başka şehire giden ilk mensubudur.Turizmle uğraşan Selim işi gereği Antalya'ya yerleşmiş.;orada hayatını sürdürmüştü.İş yoğunluğu nedeniyle ailenin en geç evlenen aile üyesidir.İşi dışında ailesine oldukça düşkündür.Taylan ailesininde Tek erkek olması nedeniyle bir bakıma ailenin reisi gibi görülüyordu.

YELİZ: Öğretmen olan Yeliz abisi Selim gibi şehir dışında yaşamaktadır.Okul hayatı ve iş hayatı içinde çeşitli şehirlerde görev yapmıştır.Kendisi gibi öğretmen bir eşe ve üç çocuğa sahiptir.Ailenin haşarı ve deli dolu çocuğu gibi görünse de aslında oldukça duygusal bir yapıya sahiptir.

 Beş kardeş büyükşehir keşmekeşinden sıkılmış birbirlerine büyük şehrin gürültüsünden keşmekeşinden bahsediyorlardı.Toplandıkları bir gün yine bu konu konuşulurken ailenin girişimci ruhu Serap bir köye yerleşmeyi orada hep birlikte yeni bir yaşama başlamalarını teklif etti.İlk duyduklarında tepki veren diğer kardeşleri Serap'ın orada yapacaklarını anlatmasıyla iyiden iyiye bu konuya sıcak bakmaya başlamışlardı.....................

YÜREK YAKAN KÖMÜR........





      13,05,2014 Türkiye'nin karanlık günü
      13,05,2014 Türkiye'nin 301 evladını toprağa verdiği gün
      13,05,2014 Türkiye'de İnsan hayatının hiçe sayıldığının ispatlandığı gün
      13,05,2014 Soma'da ocakların söndüğü gün
   
   Türkiye 13,05,2014 günü Soma'daki faciayla tanıştı birçok ocak söndü Soma'da.Klasik görüntüler izledik devletin zirvesi oradaydı.İnsanlar göçük altındayken bakanın üç gündür gömleğini değiştirmediği konuşuluyordu. İhmal yok deniyordu ama ihmal olduğunu Soma için hazırlanan iddianamedeki işçi ifadeleri açıkça ortaya koyuyordu.

İşçi ifadelerinin bir kaçına bakalım:


Bir gün önce çıkan kömürlere el değmiyordu......
Savcının dinlediği, 4 yıldır madende çalışan H.A. savcının artışla ilgili sorusuna şu yanıtı verdi. “12.05.2014 tarihinde  ben S panosunda ayağın önünde çalışıyordum. O gün çıkan bütün kömürler sıcak çıktı. Elle uzun süre tutamayacağımız kadar sıcaktı. Maden içerisinde de olaydan önceki son 15-20 günlük süre zarfında hissedilir bir sıcaklık artışı vardı. Bu  sıcaklık nedeniyle hava ağırlaşmıştı. Bu yüzden sağlık sorunu yaşayan arkadaşlarımız olurdu.”
Arızada bile makineler durmuyordu........
S.G.’nin ifadesi de üzerlerindeki baskıyı ortaya koydu: “Beş yıldır aynı maskeyi taşırım. Kontrolü yapılmadı. Gelen müfettişler ocağa girip yarım saat sonra çıkıyorlardı. Müfettişlerin geleceğinden haberimiz oluyordu. Amirlerimiz işçilere hazırlık yaptırıyordu. Üretim güvenlikten daha önemliydi. Arızadan ötürü bile arızalı makinanın durdurulması istenmiyordu. Çalışırken bu arızanın tamir edilmesi isteniyordu.”
Bantla insan değil kömür taşınıyordu
M.K. ise ifadesinde bazı diğer işçiler gibi bantların işçi değil kömür taşımak için çalıştırıldığını kaydetti: “Normalde insan nakil bantları gün içerisinde kömür taşırken vardiya çıkışında 15-20 dakika kadar insanların üzerine binebileceği seviyede yavaşlatılırdı. Ancak son bir haftalık bir sürede bu yavaşlama olmadı. Sadece kömür taşımak için kullanıldı. Vardiyadan çıkan işçiler yayan madenden çıkıyordu.”
Mal mal! Bantlar boş!.........

Yüzlerce işçinin neredeyse ortak olan ifadelerinde ise şu dikkat çeken sözler yer aldı:  “Uzun süredir başımız ağrıyor, yemek yiyemiyorduk, halsizdik, 10 litre su içiyordum. Isı içeride çok yükselmişti. Kömür bile el değmeyecek ısıda çıkıyordu. Zaman zaman yangın çıkıyordu bunun nedeni karbonmonoksit artışıdır. Emniyetçilerin elinde ölçüm yaptığı göz sensörlerinin sürekli sinyal verdiklerini duyardık.  Söylediğimizde işimize bakmamız yanıtını alıyorduk. İşçi taşımak için kullanılan bantlar kömür taşımak için kullanılıyor işçiler yürüyerek madene inip çıkıyordu. Maskemiz kaç yılda bir kez kontrol edildi. Son denetimde de müfettişler madenin sadece hazırlık yapılan bir bölümüne indi. Belli aralıklarla yangın çıkıyordu. Ama yangın sensörü yoktu. Sürekli ‘Mal mal! Bantlar boş’ sözleriyle daha çok çalışmamız için baskı yapılıyordu.”

İşçilerin ifadeleri her şeyi ortaya koyuyor.
 
   Artık facialardan ders alalım; ama sözde değil gerçekten alalım.. Devlet ciddi müeyyideleri bulunan kanunlar yapsın.Denetlemeler ciddi ve sık sık yapılsın. Bizde millet olarak ''BİZE BİR ŞEY OLMAZ '' mantığını bırakalım iş güvenliğine uyalım ; uyalım ki....

CANLAR BİR DAHA YANMASIN,OCAKLAR BİR DAHA SÖNMESİN.....

Kaynak: Hürriyet (İşçi ifadeleri)

12 Mayıs 2015 Salı

TARIM ÜLKESİ TÜRKİYE....









        Okullarda bize öğretilen ülkemizin tarım ülkesi olduğu ve dünyada kendi kendisine yetebilen sayılı ülkeler arasında olduğuydu.

          Maalesef uygulanan yanlış tarım politikaları yüzünden ülkemiz artık 100'ü aşkın ülkeden tarım ürünlerini ithal etmeye başladı.Ülkemizin tarım ürünleri ithalatımız yaklaşık 18,5 milyar dolar. Eskiden ülkemizde üretilen bir çok tarım ürününü artık ithal ediyoruz.Ülkemizde tarım üretimi artmıyor. 24.5 milyon hektar tarım arazisi bulunan Türkiye her yıl Hollanda büyüklüğünde arazisini nadasa bırakıyormuş.Maalesef ülkemizde son 3 yılda Belçika büyüklüğünde tarım arazisi yok oldu.Bir diğer ilginç bilgi ise buğday ambarı olan Konya ovasının yüz ölçümü Lüksemburg'un toplam yüz ölçümünün 6,5 katı büyüklüğünde ancak şu anda Konya ovasının sadece dörtte biri sulanıyor.Hava sıcaklıkların yükselmesi kuraklığın oluşmasında tarımın gerilemesinin bir başka nedeni.Tarımın ilerlememesinin bir diğer nedeni ise maliyetlerin yüksekliği olarak gösteriliyor.Dünyanın en pahalı mazotu bizde gübre ve zirai ilaç fiyatları ve devlet teşfikleride dünyadaki örneklerine göre yetersiz kalmış durumda.Çiftçi tarlasını ekip biçmek istemez hale geldi.Sattıkları ürünlerin karı  maliyetleriyle ya kafa kafaya yada zarar ediyorlar. Hollanda bile bize ihracat yapıyor. Niye Hollanda ? Hollanda suyun ortasında bazı yerleri su seviyesinden biraz üstünde bazı yerleri ise su seviyesinden aşağıda var olan topraklarını verimli hale getirip dünyanın çeşitli ülkelerine ihracat yapar hale gelmiş....  Saman bile ithal eden ülkemiz için bu gelişmeler odukça kaygı verici.......

 Ülkemizin ithal ettiği bazı tarım ürünleri ve ülkeleri:

 Yunanistan-Abd -Pamuk                       Çin-Sarımsak
 Rusya ve Fransa -Arpa                           Meksika -Nohut
 Mısır - Pirinç                                           Kanada- Mercimek
 Ukrayna - Mısır                                       Guetemala -Kavun
 Srilanka- Çay
 İtalya - Bakla








itemscope itemtype="http://schema.org/Article"

11 Mayıs 2015 Pazartesi

ZAMANE ÇOCUKLARI BİR BAŞKA






               Gazeteleri okurken zamanımız çocukları hakkında bir istatistik dikkatimi çekti. Bu istatistik çocuklarımızın çocuk oyunları yerine  sosyal medyayı tercih ettiklerini açık şekilde ortaya koyuyor. Yapılan araştırmanın rakamları gerçekten çok çarpıcı:

6-15 yaş aralığındaki çocukların sosyal medya kullanım oranı: %53,5
Sosyal medyayı kullanan erkek çocukların oranı: 57,8
Sosyal medyayı kullanan kız çocukların oranı: 48,4

             Bu oranlarda gösteriyor ki çocuklarımız tabletlere,akıllı telefonlara ve bilgisayarların esiri olmaya başlamış.Eskiden bizler sokaklarda koşar,oynar,düşerdik kalkardık.Şimdi çocuklar apartman dairelerine sıkışmış olarak yaşıyorlar.Seyrettikleri çizgi filmlerdeki kahramanlar gibi olmak onlar gibi yaşamak istiyorlar.Çizgi filmlerde bizim zamanımızdaki gibi masum değiller.Savaşan kahramanlar var şimdi.

             Her ne kadar zaman değişti ,sokaklar eskisi gibi güvenli değil desekte onlara popüler kültüre alıştıran bizleriz.Ağır hayat şartlarında biz ebeveynler çocuklarımıza ne kadar zaman ayırabiliyoruz? Belkide ayırıyor gibi yapıyoruz.Hafta sonu gelince tutuyoruz ellerinden herhangi bir Avm'nin çocuk bölümüne oyuncaklarla vakit geçirmesini sağlıyoruz.Zaten kapalı ev ortamında olan çocuklarımız haftasonuda Avm'lerin kapalı ortamında eğlenmeye çalışıyor.Çocuklarımızı açık alanlara götürelim düşmeyi kalkmayı, öğrensinler,Yaz geliyor etrafınıza bir akın kaç tane çocuğun dizinde dirseklerinde yaralar var? Bizim zamanımızda sokaktaki çocukların hepsinde bu yaralar vardı.Çocuklarınıza doğayı anlatın onlara kuşların böceklerin isimlerini öğretin. Çocuklarınızın duvarlarını yıkın hayatı tabletler, pc oyunları olmasın,Kitap olsun sevgi olsun hayatı.Şimdiki çocuklar sanki bir yetişkin gibi konuşuyorlar.Aile içi iletişimleri bizim zamanımıza göre daha az , arkadaşlıkları sanal ve mekanik hale geldi.Gerçek arkadaşlığın tadını okula başlayınca alıyorlar.Paylaşma duygularıda sonradan gelişiyor şimdiki çocukların ama çocuklar salçalı ekmeğini değil oyun sürümlerini ,oyun hilelerini paylaşıyorlar.Çocuklarımızın mekanikleşmesine izin vermeyelim.

           Anneler-babalar tüm hayat şartlarına rağmen çocuklarınızı sanal dünyadan çıkarın onları reel hayatla tanıştırın onlar sizlerin geleceğidir.









8 Mayıs 2015 Cuma

GÜLE GÜLE BÜYÜK USTA............







               Çocukluğumdan beri severek takip ettiğim komedi ustalarından biriydi ZEKİ ALASYA. Türk sinemasının bence büyük birkaç büyük sanatçılarındandı. Metin Akpınar'la birlikte oynadıkları filmler, tiyatrolar hem bizlere hem genç sanatçılara ilham kaynağı oldu.Unutulmaz devekuşu kabare ekibiyle yaptıkları Türk kabare tarihinin en üstünde yer alıyor halen. Nice sanatçıyı devekuşu
kabare'den çıkarmışlardır. çeşitli projelerle evimize konuk olan Zeki Alasya içimizden biri gibi gelirdi bizlere. Çünkü yapmacık değildi halkla iç içeydi hep. Tiyatroya,sinemaya aşıktı.Büyük ustaları teker teker kaybediyoruz. Ancak onları yaptıklarıyla bıraktıkları eserlerle gelecek nesillerimize de ışık tutmaya devam edecekler.

Seni çok özleyeceğiz.......

Mekanın cennet olsun büyük usta.........



Related Posts with Thumbnails