Earn free bitcoin
MERAKLI KURTCUK - SOSYALPROBLEMLER

5 Mayıs 2015 Salı

HIZIR İLE İLYAS'IN BULUŞMASI... (HIDIRELLEZ)






                                  Hıdırellez Hızır ve İlyas peygamberin yeryüzünde buluştuğu kabul edilen tarihtir. 5 mayıs gecesi başlar ertesi günün ikindi vaktine kadar devam eder. Baharın başlangıcını Hızır'ın bereket bolluk bereket getireceğine inanılır.
5 mayıs akşamı insanlar dileklerini asarlar, dualar edip bereket dilerler.Hızır ve İlyas peygamberin su kaynakları ve kırlıkta buluştuğu varsayıldığından kutlamalar ağaçlık alanlarda,türbe yanlarında yapılır.Böyle yerlere ''HIDIRLIK'' da denir.


HIDIRELLEZ GECESİ BEREKET İÇİN NELER YAPILIR :

* Hızır'ın bereket getirmesi için yiyecek kaplarının,erzak keselerinin ağzı açık bırakılır.
* Ev,bağ-bahçe ,araba isteyenlerin isteklerini küçük kağıtlara yazıp gülün dallarına kırmızı kurdaleyle bağlanır.
* Hıdırellezde ateş yakılır.Yakılan ateşin üstünden atlamanın anlamı nazar ve hastalıklardan kurtulmak içindir.
* Hıdırellez sabahı erkenden evlerin kapıları bereket dolsun diye açılır.
* Genç kızlar için hazırlanan sandıkların kapakları bereket dolsun ve genç kızlarımız iyi bir evlilik yapsın diye açılır.
* Anadolu'nun bazı yörelerinde gençler birbirlerine mani söylerler.



ERKEK :
Erkek Gökte yıldız bir sıra
Sarılmış mor mintana
Benim gibi kul gerek

Senin gibi sultana.



KADIN :
Kız Gökte yıldız bir sıra
Sırma ördüm mintana
Senin gibi er lazım
Benim gibi sultana

4 Mayıs 2015 Pazartesi

BİR ÜLKE VARDI ?



                       







               Bir ülke vardı dostlar hatırlarmısınız bilmem.  1919-1923 yılları arasında tüm dünya önünde ayağa kalktığı bir ülke...... Adeta küllerinden doğan bir ülke..Ayağa kalkan ben daha ölmedim diyen nice toplumu şaşkınlık içinde bırakan ülke..O ülkenin insanları açlıkta da toklukda  berarberdi.

Peki ne oldu o ülkeye?

         O ülkede bir kimse dara düştüğünde tüm dostları,akrabaları ve tüm mahalle koşardı derdine ; şimdiki gibi aynı apartmanda oturup da birbirini tanımamazlık yoktu. Düğünlerde sevinç , cenazelerde keder beraberdi. Küçüğün büyüğe saygısından bacak bacak üstüne bile atamadığı , şimdiki, gibi büyüğün neredeyse hiçe sayıldığı bir ortam  yoktu. Babayla bir oturulan akşam yemekleri aile büyükleri yemeğe başlamadan yemeğe başlamak yoktu. Televizyon tek kanaldı ne varsa o izlenirdi. ancak toplumun ahlak değerlerinide koruyan programlar vardı. Magazin  programları,saçma sapan diziler , birbirinin arkasından dedikodu yaparak prim yaptıran yarışma programları da yoktu.Baba ve anne bir kere baktımı anlardı çocuk yokluğu şu an için isteğinin olamayacağını ; şimdiki gibi doyumsuz da değillerdi çocuklar. Bayramdan bayrama alınırdı ayakkabı ve yeni giyisiler onlar alındı mı yastığın altına koyup yatılırdı. Bir numara büyüktü hep ayakkabılar nede olsa seneye de giyilecekti. Şimdiki gibi doyumsuz değillerdi bir lastik topla bir  iple mutlu oluyorlardı.Bayramlar vardı ; büyüklere ziyarete gidilen ..Bayramlar tatil yapmak için fırsat değildi onlar için. Öyle adım başı AVM falan yoktu. Bakkal Necati ,kasap Yusuf ,manav Ahmet vardı. Aynı işi yapan iki esnaf varsa siftah yapmayana gönderilirdi müşteri.Oralardan alış veriş yapılır para yoksa deftere yazılır ay başında ödenirdi.Sözün senet olduğu yıllardı o yıllar.Aşıklar utanırdı ulu orta bibirlerinin elini tutmaya. Onlar avmlerde değil muhallebicide veya pastahanede buluşurlardı.Latte,Americano,mocca içmezlerdi. Yaz aylarıysa limonata veya gazoz kış aylarında ise sa
lep ve çay içilirdi.O zamanlar chesecake'ler ,kreplerde yoktu. Muhallebiler,çikolatalı meyveli pastalar yenirdi. Tiyatroya,sinemalara gidilirdi.İnternet denen şey yoktu ki indirip seyretsin. Yazlık sinemalarda çekirdek,frigo yemek büyük zevkti. O zaman diyet falanda pek azdı çünkü insanlar haraket ediyordu.Alışverişlerini tıklayarak değil yürüyerek görerek yapıyorlardı.Şimdiki gibi bollukta yoktu; ancak huzur vardı.Kapıya kilit vurmadan sadece sandalyesini ters koyarak giderdi esnaf cumaya.. Müslümanı, gayri müslimi aynı mahallede yaşardı.Birbirlerinin kutsal bayramlarını kutlarlar dinsel ayrımcılık yapmazlardı.Türkü, kürdü,lazı ,çerkezi ,alevisi,sünnisi hep birlikte yaşarlardı.Bilirlerdi ki insan olmak adam gibi adam olmak dine ,mezhebe ırka bakmazdı.İnsan olmanın yürek ve gönül işi olduğunun farkındaydı onlar.Temiz siyasette vardı o dönemde elbette herkesin aynı görüşte olamayacağını biliyorlar, birbirlerine hakaret etmiyorlardı; çünkü onlar biliyorlardı Mlletin-Vekili olduklarını .

Ya şimdi.....??????



2 Mayıs 2015 Cumartesi

YUNUS EMRE






 



                Hoşgörü kültürümüzün mihenk taşlarından olan YUNUS EMRE 1308 -1320 yılları arasında yaşamıştur. En bilinen eseri Risalet-Nüssiye' yi bırakmıştır. Şiirlerinde ve beyitlerinde sevgi ve hoşgörüyü anlatmıştır. 1991 yılı UNESCO tarafından YUNUS EMRE sevgi yılı ilan edilmiştir. Beni etkileyen birkaç sözünü silere yazmak isterim.

'' YARADILANI HOŞGÖR YADANDAN ÖTÜRÜ''



''ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM''


'' BANA ZEHİR SUNANIN BAL OLSUN AŞI''


''BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL YETMİŞ İKİ MİLLET DAHİ ELİN YÜZÜN YUMAZ DEĞİL''




29 Nisan 2015 Çarşamba

TV'LERDEKİ DİZİ ÇILGINLIĞI



             
             





                        Televizyon dizileri son yıllarda tv kanallarını ve toplumumuzu esir almış durumda olduğunu görüyoruz. İnsanlar dizileri soluk almadan takip etmeye başladı.Dizi izleyenler ertesi gün kendi aralarında yayınlanan bölümün kritiğini yapıyor hatta o oynayan karakterlere nefretini veya sevgisini olayı yaşıyormuşcasına birbirlerine anlatır hale geldi.

             Diziler hayatımızın o kadar içine girdi ki ölen dizi karakteri için gıyabında cenaze namazı kılan bir kesim bile var. İnsanlarımız hayatlarında yaşadıkları sıkıntıları dizileri seyrederken unutuyor onlara bir tür terapi halini alıyor. Peki bu ne kadar doğru?

              Televizyon sahipleri  dizileri bulunmaz birer nimet olarak görüyor. Toplum psikolojisi veya toplumun ahlak ve manevi değerleri bakımdan dejenere olmasıyla çok da ilgilenmiyorlar  . Özel tv patronlarının dizilerin çokluğunu arz talep dengesi olarak açıklıyorlar. Haksız da değiller Türkiye'de tv reklamlarının %60'dan fazlası tv'lere veriliyor.Dizilerde reklam gelirlerinde en ön sırayı almakta. Bu verilere göre diziler ve tekrarları kanallar için ciddi gelir kaynağı oluşturmaktadır. Ülkemizde dizi sektöründe 1 milyar TL'lik bir ekonomiye ulaştı. Bu büyük pastadan kanallar ve yapım şirketleri pay kapmak için çeşitli projeler hazırlıyorlar. Fakat görüyoruz ki artık ellerinde işleyecek konular tükenmeye başladı yeni dönem diziler ya yurt dışından uyarlama yada romanların diziye uyarlanmış hali. 

            Bir diğer konuda tv dizilerdeki lüks yaşam tarzları çarpık aile ilişkileri toplumu özellikle gençleri olumsuz etkiliyor.Bu tarz dizilerimizin bazıları yurt dışına ihraç ediliyor ve satın alan ülkelerde ülkemizin imajını  olumsuz etkiliyor. ülkemizdeki yaşantının dizilerdeki gibi lüks olduğunu zanneden yabancı ülke vatandaşları var.

           Bu durumun düzelmesi için toplum olarak daha bilinçlenmeli kaliteli program ve diziler için bu tür yayınları seyretmeyerek program düzeyini yukarı çekmeliyiz.

           
       
            
   
                

                 


25 Nisan 2015 Cumartesi

MİNİK EFE VE TÜRKİYE'DEKİ ÇOCUK İŞÇİLER



         







      Yukarıdaki fotoğraflar 23 Nisan 2015 tarihinde Adana'da kutlamalar sırasında çekildi. İsmi EFE 7 yaşında  yaşıtları bayramlarını kutlarken minik EFE protokole ve çevredekilere tanesi 5 liradan bayrak satmaya çalışıyor. Önce protokolün önüne çıkan EFE bayrak satmaya çalıştı;yalnız protokolden bayrak satın alan olmadı. Daha sonra kendi yaşıtlarını önünden geçtiğini gören minik EFE bir an duraksadı ve burukluğu her halinden belliydi. Efe ilkokula gittiğini ,okuldan sonra davul ve bandaj sattığını  bayram olduğu içinde bayrak satmaya söylüyor gazetecilere.Minik EFE'nin fotoğraflarını görünce çocuk işçilerin ülkemizdeki durumunu yazmak istedim.


                                            TÜRKİYE'DEKİ ÇOCUK İŞÇİLER



             Dünyada çocuk işçiler işçiliği için en kötü sayılan 15 alan bulunmaktadır. Fakat Türkiye'de üç en kötü alan bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlar aşağıdaki gibidir

    a) Mevsimlik işçiler
    b) Küçük ve orta sanayi işletmeleri
    c) sokakta çalışan çocuklar


          Ülkemizde çocuk işçilerin sayısı 1992'de 1 milyon 700 bin  iken şu an çocuk işçilerin sayısı 960 binlere kadar düşse de ülkemiz için azımsanmayacak bir rakamdır. Çocuk işçilerin sayısının düşmesinde en etkili olan sebep 8 yıllık temel eğitimin zorunlu olmasıdır. Ancak uzmanlar 12 yıllık ilk ve orta eğitimin 12 yılının zorun olmasını daha sonra yeteneklerine göre çocukların meslek edinmesinin bu sayıları daha da aşağıya çekeceğini belirtiyorlar. Çocukları çalışmaya iten başlıca nedenlerinden bazıları şunlardır:

a) Geçim sıkıntısı
b) Toplumsal normlar
c) Ailede yaşanan olumsuzluklar

Geçim sıkıntısı : Ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı durumlarda çocuklarda ebeveynlere katkıda bulunmak için çalışmaya itilirler. Bu tür ailelerde çocuklar hayatla erken tanışır eğitim hayatları yarım kalır. Çocuk küçük yaşta hayatın ağır şartlarına göğüs germek zorundadırlar.

Toplumsal normlar : Ülkemizde maalesef aşamadığımız bir düşünce var. Okulda başarısız olan çocuklarını aileler meslek sahibi olsunlar diye sanayiye çırak olarak verilir. Oysa okulda başarısızlığın nedenini araştırmak hangi derse hangi mesleğe yatkınlığını tespit etmek ne toplum yapısı olarak hem eğitim sistemimizin yapısında maalesef bulunmamaktadır.

Ailede yaşanan olumsuzluklar : Aile hayatları düzgün giderken bazı aileler  gerek maddi yönden gerekse doğal (deprem,sel,yangın) yollarda yaşam şartları olumsuz yönde değişir.Bu durumlarda da bazı ailelerin çocukları ailelerine maddi atkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalıyor veya çalışmaya zorlanıyorlar.

Maalesef çocuk işçilerimizin çoğu sağlıksız koşullarda veya iş güvenliği olmayan yerlerde veya sokaklarda çalışıyorlar.Sokakta çalışan çocuklar bir çok tehlikenin de tehditi altındalar. Bir çoğu uyuşturucu ve fuhuşun içine sürüklenmektedir.

Devletimize ve ailelerimize büyük sorumluluk düşmektedir.Devlet bu çocuklarla ilgili kanunlar düzenlemeli ve uygulamaları denetlemelidir.Aileler öncelikle okumalarına teşvik etmeli çalışması gerekiyorsa iş yerinde takip etmelidir.
 

           
             
Related Posts with Thumbnails